İlk Otostop Maceram

26.10.2018-29.10.2018

Büyük şehirlerin getirdiği; insanların artık birbirine tahammülü kalmadığı, her yeşil bölgenin yıkılıp betonlaşmanın ve kaos ortamının hakim olduğu alanlar çığ gibi büyüyor. Çocukluğumda hep dışarıda oynardık. Evde kalan çocukların hep tuhaf olduğunu düşünürdük. Onlar hasta veya cezalı olduğu için evde kalırdı. Şimdi bütün çocuklar evinde. Artık dışarıda çok az kişi var. Çoğumuz tuhaflaştık ya da hasta olduk.

Yedigöller

Çocukluktan arkadaşım Furkan’la 4 günlük kamp tatilimiz için Cuma günü yola çıktık. O kadar çok heyecanlı ve mutluydum ki gideceğim yer sanki benim için tasarlanmış bir yer olma özelliği taşıyordu. O ağaçlardan birine dokunmak bile içimdeki yaşama sevincini körüklüyordu. O İstanbul’dan, ben Ankara’dan geliyordum. Buluşma yerimizi Bolu’da ayarlayıp, oradan Yedigöller’e geçecektik. Konuştuğumuz gibi Bolu’da buluştuk. Sarıldık birbirimize sanki yıllardır görüşmemişiz gibi. En son geçen bayramda görüşmüştük hâlbuki. Az ilerdeki marketten alışverişimizi yaptıktan sonra otostop için yolun kenarına durduk. Çok geçmeden bir amca aldı bizi. Ellili yaşlarda, hafif tombul, kasket şapkalı, bıyıklı, az konuşup bol sigara içen tiplerdendi.

– Nereye gençler?

– Yedigöller’e abi.

“Abi” diyorum ki kendini genç hissetsin J

–  Tamam gelin. Köye gideceğim ben. Köprüye kadar götürüyüm sizi.

İneceğimiz yere gelince teşekkür edip indik arabadan. Artık 40 km mesafemiz kalmıştı. El kaldırıyoruz ama hiç duran olmuyor. Uzaktan bir araba gördük. İçimden bir ses “bu araç duracak” dedi. İçime doğduğundan mıdır nedir tahmin ettiğim gibi oldu ve ağır ağır yaklaşıp yanımızda durdu. Araçta iki adamdan biri 55 yaşlarında, diğeri yani şoför olan 40 yaşlarındaydı. Bir taraftan sohbet edip bir taraftan da alkol içerek gidiyorlardı. Zaten soğuk havada donacaklarını bildikleri için “üşümeyelim arabayla dolaşalım” demişlerdir.

– (Şoför Seyfi) Nereye gençler?

– Yedigöller’e abi.

– (Aydın Amca)Yedigöller’e mi? Kafayı mı yediniz olum? Kar, ayı, kurt var orda donarsınız orda manyak mısınız?

– Olsun abi ekipmanlarımız sağlam bunları göze alarak geldik biz zaten.

– (Aydın Amca) Valla gençler biz biraz ileri gidip döneceğiz oraya kadar bırakalım sizi hadi atlayın.

Tanışma faslı olurken şoför olanın adı Seyfi diğerinin ise Aydın olduğunu öğrendik. Aydın Amca çok kafa adam olmasına rağmen sanırım alkolün etkisiyle aynı zamanda çabuk parlayıp sönen bir insandı. Seyfi ise sanıyorum ki Aydın Amca’nın parlamalarına alışmış olacağından arada bir “abi sakin ol” gibi sakinleştirici cümleler kuruyordu. “Sarhoşların arabasına binilir mi?” diyebilirsiniz ama saatte 20 km/h ı geçmeyen bir araçla öleceğimi sanmıyorum. Muhabbetin gidişinden memnun olmuşlar ki;

– (Aydın Amca) Gençler ben sizi sevdim normalde buradan dönecektik ama yaylaların olduğu yere kadar götürelim oradan döneriz.

– Abi çok kral adamsın, eli öpülesi insansın, herkes senin gibi olsa keşke.

Furkan’da yanımdan bir taraftan alkış yağmuruna tutup bir taraftan “bravo” deyip duruyordu. Hayatımda hiç bu kadar hem gaz alıp hem gaz vermemiştim. Derken yaylaların olduğu yere geldik ve durduk.

– (Aydın Amca) Geldik gençler. Seyfi bak bunlar gibi biri daha çadır kurmuş.

Bu sırada baktım bir çocuk otostop çekiyor. Hemen gel gel diye el işareti yaptım.” Yedigöller ‘e gidiyorsan soru sorma bin” dememle Yasin’in binmesi bir oldu.

– (Aydın Amca) Sen kimsin lan? Hangi ara geldin bindin?

-Ben çağırdım abi. O da Yedigöller ‘e gidiyormuş. Yolda kalmasın diye çağırdım.

Aydın Amca’nın bana sinirlenip hepimizi indireceğini düşünürken üçümüze bakıp ”bakın gençler bu araba yakıt yakıyor. “yakıtı karşılayalım” derseniz bırakalım. Çıkarın 50 ‘şer lirayı götürelim sizi kurda kuşa bırakmayalım.”

Hepimiz cüzdanı çıkartarak “abi valla yok biz parasız geldik” dedik. Adamın bize üzülmüş olacağından bir anda gözleri doldu.

– (Aydın Amca) Lan içim parçalandı. Oraya gidelim ben size çıkartıp ellişer lira vereceğim.

Hâlbuki paralar başka yerde söylemiyoruz. Bu seferde biz adama üzülüp “yok abi biz idare ederiz para sende kalsın dedik”. Bir taraftan gülüyoruz ama çaktırmıyoruz adamlara. Yerlerde kar ve buzlanmadan dolayı bazı araçlar geri dönüyor ama biz en fazla ne olabilir ki deyip yola devam ediyoruz.

– (Aydın Amca) Birazdan sağa çekip oyun havası açacağız seve seve (anladınız siz onu) oynayacaksınız.

Hep bir ağızdan “tamam abi oynarız” dedik. Az ileride durup oyun havası açtılar. Bir taraftan oynuyoruz ama bir taraftan aklımıza “lan bu adamlar bu soğukta bizi sabaha kadar oynatmasınlar?” sorusu yok değil. Neyse ki çok uzatmadan “hadi binelim çok üşüdük” deyip araca tekrar bindik.

Yedigöller

Hareket ettikten sonra az ilerde bir Tofaş’ın yoldan çıkıp uçurumun kenarında kara saplandığını gördük. Aşağıya inip yardım etmek istedik fakat bizim sarhoş abilerin kafası o kadar güzel ki bırakın arabayı itmek kendilerini bize yaslayıp arabayla birlikte onları da itmek zorunda kaldık. Derken sarhoşların arabasını binip kendi hayatımızı tehlikeye attığımız yetmiyormuş gibi başkalarının da hayatlarını kurtardık.

Artık Yedigöller’e varmak üzereyiz. Sağ olsun bizi alan amcalar 40 km öteye kadar bizi bıraktılar. Macera dolu bir yolculuk da olsa hepimiz bundan keyif aldık. Birbirimizin numaralarını aldık. Umarım sağ salim evlerine gitmişlerdir.

Yasin’in üç arkadaşı daha varmış fakat onlar önceden gitmişler. Telefonla aradı fakat ulaşamadı bir türlü. Bu yüzden geceyi bizle geçirip sabah onları armaya çıkacağını söyledi. Canım ocakta kaynayan dağ suyuyla güzel bir çay çekti. Yanımızda getirdiğimiz çayı attık içine. Serin havada içime çektiğim çayın kokusu bu kadar mı güzel kokar? Bu kadar mı huzur dolar insanın içine?

Sabah oldu Fatma ve Yasin’in sesine uyandım ve çadırı topluyorlardı. Fatma Yasin’in önceden giden arkadaşlarından. Fatma sabah Yasin’i aramaya çıkmış ve bizi de görünce “siz de bize katılın çadırımızın yanına çadırınızı kurarsınız” deyince Furkan’la göz göze geldik olur dedik. Furkan’la çabucak çadırı topladık ve çantaları yerleştirdikten sonra yola çıktık.

Onların çadırları Nazlıgöl kenarında ve biz çok aşağıdayız. Önümüzdeki çok dik patika yollara rağmen sırtımızdaki ağır çantayla çıktık. Diğer arkadaşlarla tanıştıktan sonra hepimiz ne getirdiysek çıkardık ortaya. Bu güzel karşılaşmada arkadaşların neşeli hâlleri, birbirimize olan saygı ve sevginin oluşturduğu takım ruhunu en iyi şekilde hissediyorduk. Fatma bir şeyleri keserken çakısı çekti dikkatimi tıpkı babaanne çakısına benziyordu. Ben bunu deyince herkesi aldı bir kahkaha. Doğanın bize sunduğu o güzel kayın ağaçlarının gölgesinde kahvaltımızı yaptık. Çünkü aramızda bencil insan ya da insanlar yoktu. Paylaşımcı ve paylaşmayla mutlu olan insanlardık. Orada telefonlarımız hiç çekmiyordu neredeyse, ama şüphesiz ki biz en iyi iletişim aracını yüz yüze konuşarak bulmuştuk.

Yedigöller
Yedigöller

Hep birlikte yürüyüşe çıktık. Fotoğraflar çekindik, bütün gölleri gezdik, güldük, eğlendik artık hava kararmaya başlamıştı. Bir an evvel kamp alanımıza gidip ateş yakıp ısınmanın hayalini kuruyorduk. Bu sırada Selvi, Fatma ve Yasin ‘in arkadaşları Ceren ve Merve’de geldiler. Görevliler akşam 8’den sonra gittiği için sabah 8’e kadar ateş yakabiliyorduk. Orada sanki herkesin görevi belliymiş gibi herkes bir işin ucundan tuttu. Söylenmesine de gerek yoktu zaten. Biz oraya emir vermeye değil gönüllü işler yapıp huzur depolamaya gitmiştik. Erkekler olarak ateşe giriştik. Kızlar yemek yapmaya başladılar. Bizim ateş olayımız bittikten sonra yemek için kızlara yardıma giriştik. Gece olduğunda ve yemekler de yenildikten sonra yanan küçük ateşimizin başında daha samimi ortam oluştu. Öylesine soğumuştu ki hava bir tarafımız ısındığında diğer tarafımızı dönüyorduk ateşe. Söylenen şarkılar, anlatılan hikayeler, hayatımızda yaşanan anılar ve bunun gibi bir sürü şey sanki zamanın hızlı akmasına sebep oluyordu. Uykumuzun da gelmesiyse birlikte sıcak tulumlara girdik.

Sabah olduğunda belediye görevlisinin sesine uyandım.

-Ben görevimi yapıyorum çadırda kalacaksanız ücreti vermek zorundasınız. Ceza kesmek zorunda kalabilirim.

Fatma ve Selvi adamı bu ücretin gereksiz olduğunu ikna etmeye çalışırken biz dışarı çıktık. Hepimiz bu konuda aynı görüşü savununca adam tekrar geleceğini eğer burada kalmaya devam edersek ceza keseceğini söyledi. Tabi bizde üzerimize düşen görevi yapıp adamın nasıl olsa belediye çalışanı olduğu için mesai saatleri boyunca çadırın yanına uğramadık. Hava kararmaya yakın evine giden araçlardan onlara satılmış biletleri topladık. Eğer adam tekrar bizi görürse “bilet aldık” demek için.

Akşam yemeği için hazırlık yaparken bir adam geldi. Çocuklarının üniversiteyi uzatmasından, onlara laf geçirememesinden, karısının da çocuklarını sürekli desteklemesi ve kocasına hiç hak vermemesinden dolayı kafayı sıyırmadan kendisini buraya gelmekte bulmuş. Amca bu durumu aynı anlamdaki 40 farklı cümle kullanarak ifade edip bizim gece yarısına kadar kafamızı şaaptı. Sanırım adamın bu hikâyesini dinledikten sonra önümüzdeki bir yıl falan dram izlemeyebilirim. Adamın adını hatırlamıyorum ama adını Şirin Baba koydum. Çünkü öyle biriydi. Hemen hemen her çadırı dolaşır onların dertlerini dinler sıkıntılarına çözüm bulmaya çalışırdı ve Şirinlerde izlediğimiz Şirin Baba’da tam olarak böyle biriydi. Normalde lakap takılmasından hoşlanmam ama adam o kadar konuştu bir adını söylemedi.

Sabah oldu kuşlar cıvıl cıvıl ötüyor, hafif esen rüzgârın çıkardığı ses göz kapaklarımı yavaşça açıyor,  kayın ağaçlarının gölgesi çadırda tıpkı bir ressamın tablosu gibi şekilleniyor. Böyle günlerde hemen uyanıp, günü doya doya yaşamak istiyorum; çünkü eğer uyumaya devam edersem güne ve kendime ihanet etmişim gibi hissediyorum.

Her zamanki gibi güzelce kahvaltılarımızı yaptıktan sonra gezintiye çıktık. Yanımızda götürdüğümüz hamakları iki ağaca üst üste bağlayıp fotoğraf çekineceğiz. İlk ikisini bağladık hiç sorun yoktu; fakat iş en üsttekini bağlamaya gelince boyumuzun yetişmediğini fark ettik. Furkan’a omzuma çıkıp bağlamasını söyledim aynı zamanda da Yasin’e benim dengem bozulmasın diye beni tutmasını söyledim. Tabi ki ilk denemede tepe taklak hepimiz düştük. Zeminin eğiminden dolayı düştüğümde beni on metre aşağıdan topladılar. Yıldık mı? Tabi ki hayır. İkinci denemede başardık. Değişimli olarak hamaklarda harika fotoğraflar çekindik. Çok güzel kareler çıktı. Bazı şeyler emek istiyor; ama yaptığınızda sonucuna değiyor çektiğiniz bütün emek. Hayat çaba vermeden keyif alınacak bir şey değil sanırım.

Yedigöller

Artık son gecemiz ve gitme vakti yaklaşıyor. Yedigöller’de son akşam yemeğimiz, son kahvaltımız, belki son sohbetlerimiz olacak. Belki de bunları hep yapacağız kim bilir? Ama bu güzel anıları arkadaşlar olarak asla unutmayacağımızı biliyoruz. Hepimiz tabiata aitiz. Oradan uzaklaştıkça kendimizden, birbirimizden, diğer canlılardan da kopuyoruz ve gittikçe yabanileşiyoruz. Fiziksel ve ruhsal duyularımız köreliyor. Bir yazar değilim ancak bunları birilerine anlatma arzusu, öğrendiğim ve yaşadığım tecrübelerimi öyle birbirine güzel bağladı ki işte bunlar yazmama vesile oldu. Bazen patlayacak gibi hissediyor insan. Bir keresinde bir arkadaşım yazacak şeyi olan insan yazmalı demişti, ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum.

İnsanın hayallerinin peşinden koşması iyi bir şeydir. Özellikle de yaptığı iş iyi bir işe dönüşüyorsa onun zevkini tarif edemezsiniz.

Yalnızca yaşarsanız hissedebilirsiniz.

Yedigöller

İlk Otostop Maceram” için 2 yorum

  • Aralık 20, 2018 tarihinde, saat 11:43 am
    Permalink

    Şahane bir yazı olmuş, yüreğinize sağlık 🙂

    Devamını bekliyoruz…

    Yanıtla
  • Mart 4, 2019 tarihinde, saat 11:40 am
    Permalink

    Ağzına sağlık Doğan yoldaş😊 Yazını okur okumaz hemen kendimi doğaya atasım geldi😇

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir